Cilt 2 Sayı 4 (Temmuz 2026)
Sayı Bilgileri Sayı Dosyaları

Metin Karadağ: Editör'den /From the Editor

ss. i - vi   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465

Özet

Anahtar kelimeler:

Orjinal Araştırma Makaleleri Şehir, Şiir, Sahne: Bir Walter Benjamin Okuması

Erdal Cengiz

ss. 1 - 28   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.1

Özet

Bu makale, modernite deneyiminin anlatısındaki altı kilit uğrak üzerinden Walter Benjamin’in okuma yöntemini ele almaktadır. Seçilen figürler (Baudelaire, Proust, Kafka, Brecht, Hölderlin ve Goethe), Benjamin’in eleştirel çerçevesi içinde modernitenin gerilimlerinin ve dönüşümlerinin görünür hale geldiği mekanlar olarak analiz edilmektedir. José Asunción Silva, Benjamin’in kendi eserler dizisinin dışında, metin dışı bir figür olarak sunulmaktadır. Silva, karşılaştırmalı bir benzetme değil, marjinal modern deneyimlerin yeniden incelenmesine olanak tanıyan bir bakış açısı değişikliğidir. Her yazar, modern deneyimin diyalektik bir imge olarak ortaya çıktığı bir eşik olarak ele alınmaktadır. Bu imgelerde anlam doğrudan açıklanmaz, gerilim yoluyla yaratılır. Benjamin’in Arcades Projesi’nden alıntılanan “Söyleyecek hiçbir şeyim yok.” ifadesi, montajın açıklamanın yerini aldığı ve anlamın yan yana koyma yoluyla ortaya çıktığı bir okuma pratiğini ifade eder. Sadece göstermek için. Yapı, tekil bir kavram ya da doğrusal bir tarihsel anlatıya dayanmamaktadır. Aksine, değişen yoğunluklarda üst üste binen tarihsel gerilimlere sahip heterojen anlardan oluşmaktadır. Makale, Benjamin’in montaj ve takımyıldız kavramlarından yararlanarak, yazarları ve anları, yakınlık sayesinde ilişkiler üretirken kendi özgünlüklerini koruyan ayrı unsurlar olarak kurgulamaktadır. Burada takımyıldız, ortaya çıkan bu anlam kümelerini adlandırır ve montaj, düzenlemenin işlevsel yöntemidir. Bu yaklaşım, her şeyi kapsayan bir yorum aramaz; tersine, eksikliği metodolojik bir ilke olarak benimsemektedir. Dolayısıyla Benjamin’in okuma atlası, okuyucuları kendi yollarını çizmeye davet eder; bu yollarda anlam, kopukluk, karşılaştırma ve ilişkisel gerilim yoluyla oluşturulur.

Anahtar kelimeler: Walter Benjamin, diyalektik imge, montaj, takımyıldız, José Asunción Silva

Orjinal Araştırma Makaleleri Fütürist Düşünce: Geleceği Planlamak ve Tasavvur Etmek Üzerine Felsefi Bir İnceleme

Gülümser Durhan

ss. 29 - 49   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.2

Özet

İnsanlık tarihi boyunca gelecek hem merak hem de kaygı uyandıran bir mesele olarak felsefi düşüncenin merkezinde yer almıştır. Geleceğe dair düşünceler, yalnızca bireysel öngörüler veya hayaller olarak değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın düzenlenmesi ve karar alma süreçlerinin şekillendirilmesi açısından da kritik bir öneme sahiptir. Eğitimden siyasete, teknolojiden kültüre kadar pek çok alanda geleceği planlamak, yaşamı düzene koymak ve belirsizlikleri azaltmak için gerekli bir araç olarak görülür. Bununla birlikte fütürist düşünce, bu geleneksel planlamanın ötesine geçerek henüz var olmayanı tasavvur etmeye, olası senaryoları yaratmaya ve bilinmeyenle yüzleşmeye odaklanır. Bu noktada temel bir soru ortaya çıkar: Gelecek gerçekten planlanabilir mi, yoksa yalnızca tasavvur mu edilebilir? Yani bu yaklaşım, geleceğin tamamen kontrol edilebilir bir alan olup olmadığı sorusunu gündeme getirir; zira geleceği planlamak ile onu tasavvur etmek arasında sürekli bir gerilim vardır. Fütürist düşüncenin gücü, yaratıcı ufuklar açabilmesinde ve alışılmış sınırların ötesinde düşünme imkânı sunmasında yatar; ancak sınırı da kontrol edilemez bir alanı veya belirsiz olanı kesinlik iddiasıyla düzenlemeye çalışmak gibi bir risk içerir. Bu çalışma, felsefi bir inceleme çerçevesinde, fütürist düşüncenin yaratıcı olanaklarını ve sınırlarını ortaya koymayı; planlama ile tasavvur etme arasındaki gerilimi analiz ederek geleceğe dair düşünmenin yalnızca teknik bir planlama etkinliği olmadığını, aynı zamanda etik, kültürel ve yaratıcı boyutlar içeren bir felsefi sorun alanı olduğunu göstermeyi hedeflemektedir.

Anahtar kelimeler: fütürizm, gelecek, eğitim, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme

Orjinal Araştırma Makaleleri Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Yargı Etiği

Gozde Erkin

ss. 52 - 73   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.3

Özet

Bu çalışma, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargı sistemlerinde yargı etiğinin gelişimini, mevcut yasal düzenlemeleri ve uygulama alanlarını karşılaştırmalı bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır. Adaletin tecelli sinde hukuki bilginin yanı sıra etik değerlerin korunması, yargıya olan güvenin inşası için temel bir zorunluluktur. Türkiye’de yargı etiği, özellikle Bangalor Yargı Etiği İlkeleri temelinde şekillenmiş; Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından yayınlanan Türk Yargı Etiği Bildirgesi ile kurumsallaşmıştır. Bu düzenlemeler bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük ve mesleğe yaraşırlık gibi evrensel değerleri somutlaştırmaktadır. KKTC yargı sisteminde ise, İngiliz hukuk geleneğinin etkisi ve nısfet ilkeleri, etik standartların belirlenmesinde özgün bir yapı oluşturmaktadır. KKTC Anayasası ve 9/76 Sayılı Mahkemeler Yasası uyarınca yargıçların bağımsızlığı ve tarafsızlığı anayasal güvence altındadır. Çalışmamızda, her iki ülkedeki etik kuralların benzerlikleri ve farklılıkları analiz edilerek; yargı bağımsızlığının korunması, adil yargılanma hakkının güçlendirilmesi ve etik ihlallere karşı denetim mekanizmalarının etkinliği tartışılmaktadır. Her iki hukuk düzeninde de yargı etiğinin sadece mesleki bir kural bütünü değil, yargı görevinin onuruna yaraşır bir yaşam biçimi olduğu vurgulanmaktadır.

Anahtar kelimeler: yargı etiği, bağımsızlık, tarafsızlık, bangalor, ilkeleri, Türk yargı etiği bildirgesi

Orjinal Araştırma Makaleleri Yapay Zeka Destekli Sosyal Medya Yönetimi ve Güç Gösterisi: Türkiye’nin Bölgesel Etki Alanına Analitik Bir Yaklaşım

Engin Şirvan

ss. 74 - 85   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.4

Özet

Bu çalışma, Türkiye'deki kamu kurumları tarafından kullanılan yapay zekâ (YZ) destekli sosyal medya pazarlama stratejilerinin Türkiye'nin bölgesel güç projeksiyonu üzerindeki etkisini incelemektedir. Hızla dijitalleşen uluslararası sistemde devletler, dış politika mesajlarının iletilmesi, kamu diplomasisinin yürütülmesi ve kriz iletişiminin yönetilmesi amacıyla sosyal medya platformlarından giderek daha fazla yararlanmaktadır. Türkiye'nin dijital dönüşümü, geleneksel iletişim araçlarından veri odaklı, hedef kitleye yönelik ve yapay zekâ destekli stratejik iletişim anlayışına geçişi ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin dijital devlet söyleminin bölgesel güç statüsünü nasıl desteklediğini analiz etmekte, yapay zekâ tabanlı sosyal medya faaliyetlerinin etki kapasitesini değerlendirmekte ve dijital iletişim stratejilerinin bölgesel güç rekabetindeki rolünü tartışmaktadır. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu çalışmada literatür taraması, karşılaştırmalı analiz ve söylem analizi birlikte kullanılmıştır. Araştırma bulguları, yapay zekâ destekli sosyal medya yönetiminin Türkiye'nin kamu diplomasisini, güvenlik iletişimini, ulusal marka değerini ve bölgesel etki kapasitesini güçlendirdiğini göstermektedir. Çalışma, yapay zekâ tabanlı iletişim stratejileri ile devlet düzeyindeki güç projeksiyonu arasında bütüncül bir ilişki modeli önererek dijital diplomasi literatürüne katkı sunmaktadır.

Anahtar kelimeler: AI, AI etkileri, analitik yaklaşım

Orjinal Araştırma Makaleleri "Amerikan"ın Kültürlerarası Arabuluculuk Rolü: Ülke Markalı Yüksek Öğretim, Yerel Adaptasyon ve Yumuşak Güç Tipolojisi

Kenneth Ayouby

ss. 86 - 106   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.5

Özet

Geçtiğimiz bir buçuk yüzyıl boyunca, özellikle de yirminci yüzyılın sonlarında ve yirmi birinci yüzyılın başlarında hız kazanarak, Amerika Birleşik Devletleri dışındaki üniversiteler kurumsal adlarında “Amerikan”, “Amerika Birleşik Devletleri” ya da bunlarla yakından ilişkili Amerikan kimlik belirleyicilerini benimsemiştir. Bu makale, söz konusu olguyu sadece bir markalaşma, ticari faaliyet, taklit ya da yumuşak güç olarak değil, kültürlerarası arabuluculuk projesi olarak incelemektedir. Ana tez, yurtdışındaki “Amerikan” üniversitelerin, Amerikan akademik kültürü ile yerel veya bölgesel eğitimsel, siyasi, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlar arasında bir arabuluculuk alanı işgal ettiği yönündedir. En güçlü haliyle bu model, liberal eğitimi, öğrenci merkezli pedagojiyi, İngilizce eğitim dilini, kurumsal özerkliği, mesleki hazırlığı ve akreditasyon kültürünü, ABD’yi yurtdışında basitçe kopyalamadan yerel bağlamlara aktarmaktadır. En zayıf haliyle ise “Amerikalı” kavramını, prestij, hareketlilik veya modernliğin pazarlanabilir bir sembolüne indirger. Makale, küresel yükseköğretimde “Amerikalı olma” kavramına ilişkin beş bölümden oluşan bir tipoloji önermektedir: miras/kurumsal Amerikalı olma, ulus inşa edici Amerikalı olma, işletim sistemi Amerikalı olma, piyasa Amerikalı olma ve nominal-sembolik Amerikalı olma. üniversitelerini Ayrıca, şube ülke markalı kampüslerinden, Amerikan ortak üniversitelerden, mikro kampüslerden ve lisans verme sürecine yönelik kurumlardan ayırmaktadır. Makale, “Amerikan” etiketinin en iyi şekilde çok anlamlı bir kültürlerarası gösterge olarak anlaşılabileceği sonucuna varmaktadır: bu etiketin anlamı, kurumsal uygulamalar, yerel beklentiler, küresel hareketlilik, kalite güvencesi ve dünya meselelerinde ABD’nin değişen sembolik konumu arasındaki ilişki yoluyla ortaya çıkmaktadır.

Anahtar kelimeler: yurtdışındaki Amerikan üniversiteleri, ülke markalı üniversiteler, kültürlerarasılık, yükseköğretim, markalaşması, yumuşak güç, ulusötesi eğitim, Kuzey, Kıbrıs, akademik akreditasyon

Orjinal Araştırma Makaleleri James Clifford ve Bir Paris Gezisi: “Etnografik Alegori” Üzerine Düşünümsel Bir Etnografik Anlatı

Serpil Aygün Cengiz

ss. 107 - 160   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.6

Özet

Yazar, James Clifford'ın “etnografik alegori” kavramını geliştirdiği “On Ethnographic Allegory” (1986) başlıklı kuramsal çalışmasını temel alıp eşiyle birlikte 2025 yılı Ağustos ayında Paris'e yaptığı 10 günlük gezisini Clifford'ın metniyle sarmal bir yapıda örerek düşünümsel bir etnografik deneme olarak kurgulamıştır. Clifford'ın etnografik metni alegorik bir anlatı olarak kavramsallaştırması ve Routes (1997) kitabında seyahati meşru bir etnografik pratik olarak konumlandırması, bu yazının kuramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Makalenin birinci bölümünde, Paris'in, sahaya adım atma- dan önce yazarın çocukluğundan bu yana kartpostallar, gazete haberleri, filmler ve şarkılarla zihinsel olarak nasıl inşa edildiği anlatılmakta; başka anlatıların gölgesinde şekillenen “ön-Paris” imgesi, Clifford'ın çoktan yazılmış sahası kavramıyla ilişkilendirilerek sorgulanmaktadır. Metnin ikinci bölümünde müze bileti dolandırıcılığı yaşantısı üzerinden etnografik metnin büyübozumu, temsil ile gerçeklik arasındaki geçirgen sınırlar tartışılmakta dır. Makalenin üçüncü bölümünde sınıfsal ayrıcalık, göçmen emeği ve saha deneyiminin etik açmazları öne çıkartılarak etnografik metinlerde “farkın metne sızması” ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde Clifford'ın “etnografik pastoral” kavramı çerçevesinde kurtarma arzusu ile kayıp anlatısı arasındaki ilişki, Eyfel Kulesi'ne kazınmış hepsi erkek ismi olan yetmiş iki adla karşılaşmanın yarattığı sarsılma deneyimiyle birlikte sorgulanmaktadır. Yazar metninin beşinci ve son bölümünde Paris gezisinde yaşadığı pasaport hırsızlığı olayını ve eşiyle birlikte aldıkları geçici pasaportlarını alegori olarak ele alıp etnografik yazıyı hem kaybı hem de kaybın kaçınılmazlığını taşıyan bir pratik olarak yeniden düşünmek amacıyla kullanmaktadır. Makalede, olgusal olan ile alegorik olanın birbirinden ayrıştırılamayacağı düşüncesin den hareketle her etnografik metnin alegorik olduğu savunulmaktadır.

Anahtar kelimeler: James Clifford, etnografik alegori, düşünümsel alegori, etnografik pastoral, Paris

Orjinal Araştırma Makaleleri Bu Kimin Bedeni? Tıbbi Bilginin Cinsiyetlendirilmiş Anatomisi

Nisa Beril Bora

ss. 161 - 176   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.7

Özet

Modern tıbbın gelişimine rağmen, sağlık bilgi üretimi ve klinik uygulamalar hâlâ belirgin bir ataerkil yapılanma içinde işlemeye devam etmektedir. Kadın bedeni ve kadın sağlığına ilişkin karar alma süreçlerinin büyük ölçüde erkek aktörler tarafından belirlenmesi, hem tarihsel hem de güncel örneklerle görünür hâle gelmektedir. Türkiye’de bir erkek milletvekilinin sezaryen doğumu “normal doğum kategorisine girmeyen bir müdahale” olarak nitelendirmesi ve bir futbol müsabakası sırasında erkek taraftarların “normal doğum normal olandır” ibareli pankartlar taşımaları, tıbbî bilgi üretiminin nasıl toplumsal cinsiyet normlarıyla iç içe geçtiğini açıkça göstermektedir. Bu tür olaylarda kamu otoritesi ve toplumsal aktörlerin sessizliği ise, modern tıbbın ve sağlık politikalarının kadın bedenini hâlâ normatif ve patriyarkal bir çerçevede tanımladığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu makale, tam da bu çerçevede, günümüzde hâlâ etkisini sürdüren ataerkil tıp pratiklerini feminist biyoetik perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. İlk olarak, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) 2024 yılında hormon tedavisinde kullanılan ilaçlardan “black box” uyarısını kaldırması, menopoz sonrası kadın sağlığı açısından önemli bir dönüm noktası yaratmıştır. Bu karar, tarihsel olarak kadınların bedenine yönelik aşırı temkinli ve çoğu zaman bilimsel temeli zayıf olan risk söylemlerinin yeniden değerlenlendiril mesini gerektirmektedir İkinci olarak, jinekolojinin kurucu figürlerinden biri olarak sunulan J. Marion Sims’in siyah kadın köleler üzerinde rızaları olmaksızın gerçekleştirdiği deneylerle geliştirdiği ördek başlı spekulumun tarihsel mirası tartışılacaktır. Sims’in mirası yalnızca etik dışı deneysel uygulamalarla değil, aynı zamanda modern jinekolojinin temellerine kazınmış olan ırksal ve patriyarkal önyargılarla da ilişkilidir. Bu bağlamda, Hollandalı iki kadın mühendis (Ariadna Izcara Gual ve Tamara Hoveling) tarafından geliştirilen “Lillum” adlı yeni jinekolojik muayene cihazı, hem ergonomik yapısıyla hem de kadın bedeninin biyolojik ve duygusal ihtiyaçlarına duyarlı tasarımıyla, erkek merkezli tıbbî araç üretimine alternatif bir yaklaşım sunmaktadır. Kadınların yaklaşık %35’inin jinekolojik muayeneden korktuğu düşünüldüğünde, Lillum’un ortaya çıkışı yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda feminist biyotasarımın bir örneği olarak değerlendirilmelidir. Genel olarak ele alındığında, modern tıpta kadın bedenine ilişkin bilgi üretim süreçlerinin erkek odaklı olması, hem bilimsel nesnelliğin sınırlarını hem de tıp etiğinin tarafsızlık iddiasını sorgulamayı zorunlu kılmaktadır. Feminist biyoetik, bu çerçevede yalnızca eleştirel bir perspektif sunmakla kalmayıp, tıbbî uygulamaların, araçların ve etik standartların yeniden inşasına yönelik cesur ve dönüştürücü bir bilgi üretimi alanı olarak öne çıkmaktadır.

Anahtar kelimeler: feminist biyoetik, ataerkil tıp, spekulum/lillum, fda hormon tedavisi, kadın sağlığı, black box

Derleme Makaleleri Halima Xudoyberdiyeva’nın Şiirinde Tarihsellik ve Milli Ruhun Sanatsal İfadesi

Latofat Tajibayeva

ss. 177 - 187   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.8

Özet

Bu makalede, modern edebiyat biliminin önemli meselelerinden biri olan bireyin sanatsal konsepsiyası problemi, Rus ve Özbek edebiyat kuramı bağlamında kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Çalışmada özellikle çağdaş Özbek şiirinin önde gelen temsilcilerin den Halima Xudoyberdiyeva’nın eserleri merkezinde tarihsellik, millî kimlik ve kadınlık imgesinin poetik yorumu derinlemesine incelenmiştir. Araştırmada şaire nin Tomiris, Nodira, Mohlaroyim ve Najmiddin Kubro gibi tarihî şahsiyetleri yalnızca tarihsel figürler olarak değil, aynı zamanda millî bilinç, vatanseverlik ve manevî dirilişin sembolleri olarak yeniden kurguladığı ortaya konulmaktadır. Bu bağlamda, tarihî hafıza ile bireysel ruhiyat arasındaki etkileşim, şairenin poetik düşüncesin de temel bir estetik kategori olarak değerlendirilmiştir. Makale, tarihî gerçekliğin doğrudan betimlenmesinden ziyade, sembolik ve imgesel dil aracılığıyla yeniden inşa edilmesi sürecini analiz ederek, Xudoyberdiyeva’nın şiirinde tarihselliğin estetik ve felsefî boyutlarını açığa çıkarmaktadır. Ayrıca, kadın imgesinin tarihî kahramanlık düzeyine yükseltilmesi yoluyla millî kimliğin sanatsal idraki süreci de özel olarak vurgulanmaktadır. Çalışmanın teorik önemi, birey–tarih–toplum ilişkisini disiplinlerarası bir perspektifte ele alması ve insan konsepsiyasını yalnızca edebî bir kategori olarak değil, aynı zamanda derin bir felsefî-estetik olgu olarak yorumlamasından kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak makale, Halima Xudoyberdiyeva’nın şiirinin, tarihsellik ile modern poetik düşüncenin sentezi temelinde şekillenen özgün bir edebî model sunduğunu ve bu modelin Özbek edebiyatında millî kimlik ile sanatsal ifade arasındaki ilişkiyi yeniden tanımladığını ortaya koymaktadır.

Anahtar kelimeler: Halima Xudoyberdiyeva, tarihsellik, kadınlık imgesi, poetik imge, millî ruh

Derleme Makaleleri Sirojiddin Sayyid Destanlarının Sanatsal Özellikleri

Guljaxan İsmailovna Doshanova

ss. 188 - 196   |  DOI: https://doi.org/10.29329/ufusobed.2026.1465.9

Özet

Bu makalede Sirojiddin Sayyid’in destanlarında gözlemlenen liro-epik tasvirin edebî ve estetik özellikleri incelenmektedir. Yazarın sanatı, lirik duyarlık ile epik genişliğin özgün bir sentezini yansıtarak, çağdaş Özbek edebiyatında kendine has bir poetik yönelim oluşturmuştur. Sayyid’in destanlarında millî değerler ile insanî duyguların uyumlu bir biçimde tasviri dikkat çekmektedir. Lirik öznenin iç dünyası, epik olay örgüsüyle organik bir bağ içinde verilir, kahramanların duygusal deneyimleri, idealleri ve mücadeleleri derin bir estetik boyutta ifadesini bulur. Makalede, Sirojiddin Sayyid’in destanlarındaki karakter oluşturma yöntemleri, olay örgüsünün yapısal gelişimi, lirik çizginin epik anlatımla bütünleşmesi ve edebî tasvir araçlarının millî ve evrensel değerlerin yansıtılmasındaki işlevi ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Destanlarda halk kültürüne dayalı ruh, lirik kahramanların bireysel duyarlıkları ile epik kahramanların toplumsal mücadelesi bir araya gelerek yüksek düzeyde bir edebî-estetik bütünlük meydana getirmektedir. Bu liro-epik nitelikli eserlerde bireysel ve toplumsal çıkarların çatışması, vatanseverlik, emeğe saygı, sevgi, sadakat ve vefa gibi temalar derin bir poetik anlatımla işlenmiş olup Özbek edebiyatı için özgün bir sanatsal yaklaşımın oluşumuna katkı sağlanmıştır.

Anahtar kelimeler: liro-epik tasvir, destan, millî değerler, lirik özne, epik olay örgüsü